Fala inanmayın ama falsızda kalmayın..! Bu sözü duymayanınızın olduğunu sanmıyorum. Peki hiç düşündünüz mü nasıl oluyor da oluyor?
Herkes yaşamındaki bazı dönemleri merak eder. O dönemler özel dönemlerdir. Acaba o dönemlerde neler olacaktır? Gelecek öğrenile bilinir mi? Buna imkan var mı? Fallar çok çeşitlidir. Dünyada kullanılan yada bilinen fal sayısı binden fazladır desek abartmış olmayız.
Her Şeye rağmen gelecek yinede belli ortamlar ve metotlar içinde görülebilir.
Falların hepsinde amaç hep aynıdır. Geleceğin görülmesine çalışılır. Bunların bazıları üst düzeyde bilgi gerektiren mistik veya akült yöntemlerdir. Daha da ötesi doğuştan gelen bazı algılama yöntemleridir.

Kahve Falı

Tercihen şekerli kahve olmalıdır, iyice kaynatıldıktan sonra geniş ağızlı dik fincanlara yavaş bir biçimde köpüklü olarak dökülür. Ancak fincandaki telve az yada çok olur ise şekiller meydana gelemezler, telve şekillerin meydana gelmesine yetecek kadar bir miktarda olmalıdır, kısacası ne az, ne de çok olmalıdır.
Kahve fincandan hep aynı yerden içilir, fincanda içilen kahvenin telvesi ne sulu, nede kuru bırakılmalıdır. Niyet tutulduktan sonra fincan tabağa ters olarak bir kerede çevrilmelidir. Fincan, tabak soğuyunca yavaş bir biçimde kaldırılır, önce fincana sonra tabağa bakılmalıdır, ancak unutmayın ki aynı fincana birden fazla bakılmamalıdır.
Fincan yada tabak falında ilk önce renge bakılmalıdır. Şayet renk koyu ise dilediğiniz olamayacak demektir, fakat bunu fincanın içindeki şekiller değiştirebilirler. Eğer renk açık ise dilediğinize kolay kavuşacaksınız, ne açık ne de koyuysa muradınız eninde sonunda olacak demektir. Fal bakıldıktan sonra fincan açık bir biçimde bırakılmalıdır, eğer kapatılır ise fal bozulmuş sayılır.
Kahve falına baktığınız kişi hakkında bilinçaltınızdaki mesajları hatırlamalısınız. Falına baktığınız kişiyle, fincandaki şekiller arasındaki alakayı derhal kurarak titreşimsel enerji oluşturmalısınız, en kısa zamanda benzetme, sonra da yorum yapmalısınız.
Fincandaki şekillerin yorumunu gerek sizi, gerek de falına baktığınız kişiyi aşrı üzmesine yada sevindirmesine izin vermemelisiniz, neticede fal olduğunu unutmayın.


Ebcet Falı

Ebcet ilmine ebcet falı denmesi aslında doğru değildir. Çünkü ebcet ilmi Hz. Ali(R.A)’ye verilmiş bir ilimdir. Ben burada insanların daha iyi anlaması ve daha iyi telaffuz etmeleri için ebcet falı diye nitelendirmeyi uygun buldum.
Ebcet falına bakmak içim iyi derecede ARAPÇA bilmek gerekir. Çünkü ebcede baktıran insanın ana ismi ve kendi ismi alınarak bakılır. İsimlerin arapça yazılması ve ona göre bakılması gerekir. Arapçayı iyi bilmekten başka bir kuralı, saati, zamanı yoktur. Her zaman ve her durumda bakılabilen bir faldır.
Ebcet falı aşağıdaki durumlarda kullanılır:
Yıldızımız ve adlarımız tutuyor mu?
Evliliğimiz nasıl geçer?
Ortağımla yıldızımız uyuşuyor mu?
Ortaklığımız nasıl geçer?
Bu insanın söyledikleri yalan mı doğru mu?
Bazı insanlar doğdukları zamanları bilmezler. Bu insanın ne zaman doğduğunu bulmak için ve bu insanın hangi burç da, hangi yıldıza sahip olduğunu ve hangi tabiatta olduğunu bulmak için ebcet falına bakarız.Çünkü bu bize tılsım ve muska yaparken mutlaka lazımdır.
Ebcet falı; doğru bakıldığı zaman tamamen doğru çıkar.Doğru çıktığında bu falcı geleceği çok iyi biliyor ve her dediği çıkıyor dememek gerekir. Bunu sadece bir tesadüf olarak kabul etmesi gerekir. Çünkü geleceği bilmek sadece ALLAH(c.c.)’a mahsustur.


İskambil Falı

İskambil kağıtlarıyla fal bakmak yüzyıllardan beri rağbet gören bir usuldür. Ve nesilden nesile devredilen bir çok tarzları vardır.
Kartomani adını taşıyan iskambil falında, fala tek başına bakmak uğursuzluk sayılır. Süje, yani falına bakılacak kimse, diğeri de bakıcı, yani geleceği okuyacak kimsedir. Kağıtları süje keser.
Fala başlamadan önce, bir kağıt süjeyi temsil amacıyla seçilir. Eğer süje esmer ise, kadınlar için maça kızı, erkekler için maça papazı, eğer kumral ise kadınlar için sinek kızı, erkekler için sinek papazı, eğer sarışın ise erkekler için karo papazı, kadınlar için karo kızı ve son olarak da eğer kumral saçlı, mavi veya yeşil gözlü ise, erkekler için kupa papazı, kadınlar için kupa kızı seçilir.
İskambil falında iki ana yöntem vardır.
Otuz iki'lik deste ile bakılan fallar
Elli iki'lik deste ile bakılan fallar.


Remil (Kum) Falı

Remil ilmi de Hz. Danyal(a.s)’a verilmiş bir ilimdir. Burada remil falı dememizin sebebi insanları daha iyi anlaması ve telaffuz edebilmeleri içindir.
Remil falı; özel saatlerde matematik yöntemi kullanılarak bakılan bir faldır. Bu fala başlamadan önce çok dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Abdestli olmak, hayvansal gıdalardan uzak olmak ve özel remil saatlerinde remil atmak gerekmektedir.
Remil aşağıdaki durumlarda atılır.
Dileğim olur mu?
Bu dileğim hayırlı mı?
Bu dileğim hayırsız mı?
Evlenebilir miyim?
Evlilik benim için hayırlı mı?
Evleneceğim bu insana güvenebilir miyim?
Çocuğum olur mu?
Evleneceğim bu kişiyle aramda ayrılık olur mu?
Bu ortaklık hayırlı olur mu?
Bu ortaklıktan mal ve para kazanabilir miyim?
Bu ortağıma güvenebilir miyim?
(Tıpta çare bulamamış)Hastanın hastalığının sebebi büyümü?
Hastalık cinlerden, üryanlardan, cazılar dan, şeytan dan yada insan tarafından mı verilmiş?
Hastalık iyileşir mi?
Hastalık uzar mı?
Hasta ölür mü?
Malım çalındı mı?
Malımı kayıp mı ettim?
Nerede kayıp ettim?
Çalındı ise kim tarafından çalındı?
Hırsız tanıdık mı?
Yaşı kaç civarlarında?
Erkek mi, kadın mı, çocuk mu?
Malım elinden çıktı mı yoksa hala yanında mı?
Çalınan malım elime tekrar girer mi?
Yoksa elimden tamamen çıktı mı?
Terk eden sevgili, evlat, koca döner mi?
Öldü mü yoksa hala yaşıyor mu?
Bana karşı ne düşünüyor?
Bu güne göre geleceğim nasıldır?
İleride param çoğalacak mı?
Bu insana güvenebilir miyim?
Bu insan benim hakkımda ne düşünüyor?
Bu insan beni seviyor mu?


Zar Falı

Zarlar aracılığı ile kehanette bulunmanın kökeni antik çağlara kadar dayanmaktadır. Gelecekten haber verme sanatının burada anlatılan şekli değişik bir eğlence şekli olarak da kabul edilebilir. İsabet derecesine gelince; bu, tecrübe ile ortaya çıkacak bir husustur.
Soru listesini gözden geçirdikten sonra kendinize bir tane soru seçmekle işe başlamalısınız. Bir çift zarı atmak üzere avucunuz da sallarken, daimi olarak yalnızca bu soruyu aklınızda tutun, tek odaklandığınız yoğun düşünce soruya yönelik olmalıdır. Bu, sizin niyetiniz’dir. Bu sallama işine de, ya iki avucun uzu birbirine kapayarak veya daha iyisi bir bardak içinde yapmalısınız. Niyetiniz aklınızda olmak üzere zarları bu biçimde istediğiniz kadar salladıktan sonra bir masa üzerine atmalısınız ve noktaların hangi şekilde geldiğine bakmalısınız. Bu noktalarla alakalı cevap listesine bakmak sureti ile o listede sorunuzun karşılığı olan cevabı bulabilirsiniz. Bu tür kehanetle ilgili geleneksel kurala göre; bir kişi, bir seferde en fazla üç niyet tutmalıdır. Aynı biçimde bir niyet tutulduktan sonra yine aynı niyetin tutulması bakımından aradan makul bir sürenin geçmesi için mutlaka beklenmelidir.
Niyetlere cevap aranır iken, bildiğimiz zarların yerine mistik sunak da kullanılabilir. Bu, yirmi bir küçük kareden oluşan bir tablodur. Her bir karede, zarların yüzlerindeki noktaların sayısı yazılı bulunmaktadır. Her kombinasyon yirmi bir'de on ihtimaldir. Bu tabloyu masa üzerine koymalısınız. Elinize bir kalem almalısınız. Gözlerinizi kapatmalısınız ve rasgele, kalemin ucu ile bir kare işaretlemelisiniz. Kalemin ucunun gösterdiği karede bulunan zar kombinasyon sayısına göre cevap listesine başvurmalısınız. Aynı, sanki zarlarla çalışıyormuş gibi niyetinizin karşılığını bulabilirsiniz.
Zamanından beri bu ve benzeri şekilde zarla çalışmalar parapsikoloji testlerinde çok kullanılır olmuştur. Nedeni ise bazı yetenekli kişiler, zarlarda istedikleri sayıları kendi arzularına göre getirebilmektedirler. Bu sebepten, en azından teori olarak, böyle kabiliyetli bir kişi açısından (parapsikolojik olarak) şu mümkündür: Hangi soruyu yada niyeti seçer ise seçsin (ya da kendisine verilirse verilsin), duru görü yeteneğiyle bu niyete uygun en güzel karşılığı seçebilmektedir. Bundan sonra psikokinetik yeteneğini kullanarak istediği gibi zar getirebilir. Böylece bir kişi, benzer şeyleri yukarıdaki tablo ile de yapabilmektedir. Bu sebeple, şayet isabetler ihtimal hesaplarının ötesine geçiyor ise, telaşlanmamak gereklidir. Duyular Ötesi İdrak ile alakalı bir yetenek işe karışıyor olabilir.


Vücut Falı

Bu aslında bir faldan çok, iyi gözlem yapabilmeye dayanır.
İnsanlar ana karnında 40 günlük olduklarında vücutlarını Allah(c.c.)’ın hizmet melekleri, Allah(c.c.)’dan aldıkları emir doğrultusunda, yavaşça inşa etmeye başlarlar. Elleri, ayakları, yüz hatları yavaş yavaş oluşturulur. Bu oluşumlar kesinlikle tesadüf eseri değildir. İnsanın bütün dış görünümü, hatları ve şekilleri, insanın iç dünyasını, huyunu, karakterini, ahlakını ve bazen de kaderini yansıtır. Vücut falına birkaç örnek vermemiz gerekirse:
Orta boy: İyi ahlaka, saf kalbe
İri baş ve geniş çehre: Şiddetçi olmaya ve nezaketten mahrumiyete
Öne doğru eğik baş: İyiyi kötüden ayırtabilme
İnce saç: Hassas bir kalbe
Sert saç: Sert ve inatçı bir tabiata
ERKEKTE Sık ve sert saç: Otoriter ve sert bir tabiata
ERKEKTE Dik ve sert saç: Azimli ve hırslı olmaya
Etli bir alın: Cesaretli ve hiddetli bir mizaca
Çok küçük alın: Akıl noksanlığına
Dar ve basık bir alın: İnatçı olmaya ve düşüncesizliğe
Yay gibi kaşlar: Saf ve nezaketli bir kalbe
Hilal gibi ince kaşlar: Hassas ve ince ruhlu olmaya
Uçları yukarı kalkık kaşlar: Hafif meşrepliliğe
Çok kalın ve düzensiz kaşlar: Şiddetli ve öfkeli bir tabiata, gam ve kederli geçecek bir ömre
Göz kapaklarının, kirpiklerin, gözlerin, kulakların, burnun, ağzın, dudakların, dişlerin, dilin, sesin, çenenin, yüzün, tenin, yanakların, benlerin, gülmenin, sakalın, boynun, omuzların, kolların, ellerin, parmakların, tırnakların ve eldeki tüylerin neye işaret ettiklerinin ayrıntılı bilgileri de mevcuttur


Çiçek falı

Her nesnede olduğu gibi çiçekler konusunda da insanların değişik tercihleri olmaktadır. Bu da her insanın kişiliklerinin birbirlerinden değişik olmasından kaynaklanmaktadır. İkiz olan kardeşler de bile bu gibi farklılıklara rastlanmaktadır. Mesela, ikizlerden bir tanesi gülü sever iken, bir diğer olan ikizler karanfili sever ve gülün kokusunu bile duymak istemez. Bu da ikiz bile olsalar kişilerin karakterlerinde olan çok küçük nüansları sergiler.
Gül Sevenler:
Gerçekte derin sevgiye ve de derin arkadaşlığa değer veren, genellikle de hassas, duygu yüklü ve bir o kadar da neşeli , mantığı ile değil, hisleriyle hareket etmeyi seven kişilerdir. Derin sevginin beraberinde güzelliğin simgesi olan gülü seven bu insanlar duygusal hayatlarında ise büyük derecede mutlu beraberliklere ortak olurlar.
Karanfil Sevenler:
Gerçekten en küçük bir şeye dahi kızabilen, güçlü ve derin duygulara sahiptirler, ancak az ama öz konuşup, çok dinlemeyi tercih ederler. Oldukça sert bir kişilik yapıları mevcuttur ve sevgilerinde aşırı derecede kıskanç bir yapının sahibi olurlar. Bu durumda sevdiklerinden oldukça zor ayrılmaları manasına gelmektedir. Hayatlarında ara sıra da aşırıya kaçtıkları da görülmektedir.
Zambak Sevenler:
Gerçekte genel olarak güzeli sevmeyi seven bir yapıya sahip insanlardır. Ancak şartlar ne olursa olsun, illa ki güzel olsun. Bu kişiler o güzelliği sadece sevmekle kalmazlar, ona tamamen ve hemen sahip olmak isterler. Fakat bu yapıları onların acı çekmelerine ve mutsuz olmalarına sebep olabilmektedir.
Sardunya Sevenler:
Gerçekte oldukça dengeli bir duygu dünyasına sahiptirler. Hayatları onlar açısından kutsaldır ve durumlarından oldukça da memnundurlar. Hayal dünyasıyla işleri olmadığı yetmezmiş gibi, bir de realiteler onların daimi olarak arayışta oldukları bir olgudur diyebiliriz. Pek çok zaman da düşündüklerini saklayamazlar.
Menekşe Sevenler:
Gerçekte kindar olmayan, alçak gönüllü, yüreği sevgi dolu ve paylaşmayı seven kişilerdir. Beyin yolu aracılığıyla almaya açık bir yapıları mevcuttur. Doğuştan temiz ruhlu ve temiz duyguları besleyebilen karakterleri, onları herkes tarafından aranan insan yapar.


El Falı

Bu “ilim” nereden geldi, hangi memleketlerde ilgi gördü? Bu çizgilerin haber verdikleri şeylere önem veren insanlar nasıl hareket ettiler? Bu sorulara yanıt vermeye çalışalım.
EL FALINI “İCAT EDENLER”
El falının bir tarihçesi olabileceğini hiç düşünmediniz değil mi? Bu fal şeklinin daha çok batıl itikatlara inanan kimseler tarafından ortaya atıldığını ve sadece kapı, kapı dolaşan çingeneler için bir kazanç vasıtası olduğunu zannediyorsunuz değil mi? Eğer bunu düşündünüzse, bunun sebebi el falı hakkında fazla bir şey bilmemenizdir.
El falı ilk olarak Hindu'larda başlamıştır. O çağlarda ilmin başlıca konusu insandı. Hindu'lar insan'ı kainatın en mükemmel varlığı sayıyorlardı. Onların nazarında insan gerçekten Allah’ın evladı idi ve dünyada her şey onun için, onun kullanabilmesi için yaratılmıştı. Bunun içindir ki, insanı inceliyerek tanrıyı öğrenmeye imkan bulacaklarını zannediyorlardı.
Gözlerini göklere doğru çevirmişlerdi. Yıldızların insanın hayatı üzerinde etkili olup olmadığını araştırıyorlardı. Meşhur “Fadik” rakamlarını da ilk kez Hindular bulmuşlardı.
BURÇLARIN ETKİSİ
Aynı zamanda herhangi bir burç'ta doğan bir insanın falan yahut filan karakterde olacağını, doğuştan falan yahut filan yıldızların şu veya bu durumlarda olmalarının bir rol oynayabileceğini ilk kez ileri sürenler onlardır. Bildiğiniz gibi, bugün dahi burçların insanların hayatı üzerine etki ettiğine inanan pek çok insan vardır.
Hindular önce vücudun çizgilerini ve şeklini tetkik ederek “Mastrika” adını verdikleri bir ilim kurdular. Ondan sonra eldeki çizgilere dikkat ettiler ve “Samudrika” adını verdikleri el falının esaslarını kurdular.
FİLOZOFLAR DA EL FALI BİLİYORLARDI
Hindulardan sonra el falı öncelikle Çin'de, Tibet'te, İran'da, Mısır'da ve nihayet eski Yunan'da ilgi gördü. Özellikle eski Yunan'da çok itibar edilen bir şeydi. Yunan filozoflarından birçoğu el falını öğretiyorlardı.
Filozof Anaksagoras milattan 440 yıl önce öğrencilerine bu el falını öğretmiştir. Hispanus Büyük iskender'e el falı konusunda bir eser göndermişti. Bu esere sonradan “Altın harflerle yazılı eser” adlı verilmişti.
SEZAR KARŞISINDAKİNİ NASIL TANIMIŞTI
Aristo, Paracelsus, Cardamis ve İmparator Augustus gibi kimseler, o devirde, el falına çok önem vermişlerdir. Sonradan tarihçi Josep Huş'un kaydettiğine göre, Sezar el falını o kadar iyi biliyordu ki, kendisine Herod'un oğlu süsünü veren bir adam Sezar'la görüşmek istemiş, fakat Sezar bu adamın elinde kraliyet işaretlerini görmediği için Kral Herod'un oğlu olmadığından şüphelenmiş, sonra da bunun doğru olduğu anlaşılmıştı.
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasını takip eden korkunç savaşlardan sonra el falı da birçok diğer ilimler ve sanatlar gibi unutuldu. Batıl itikatlar seviyesine indi ve kapı, kapı dolaşan çingenelerin yahut göçebelerin işi oldu.
NEDEN YASAKLANMIŞ
Ancak 1475 yılında bir Alman, “El-Çizgilerini Okuma Sanatı” isminde bir kitap yayınladı. 1490 yılında (Cyromantia Aristotlis cum Figurs) isimli eser yazıldı. Bu eser bugün İngiltere'de Birtish Museum'dadır.
Avrupaya yayılan el falı, sonra İngiltere'ye de yayılmış fakat Kral VIII. Henry, belki de talip olduğu kadınlar geleceklerini el fallarından öğrenirler diye el falını yasaklamıştı. Bilindiği gibi Kral VIII. Henry evlenmiş olduğu bütün eşlerini katletmiştir.
Fakat ne gariptir ki, Kral VIII. Henry'nin kızı Kraliçe Elizabeth'de el falına çok merak.sarmış ve bu sanatın ilerlemesini teşfik etmiştir. Böylece İngiliz Sarayına ilk olarak resmen bir falcı tayin edilmiş ve Dr. John pee dönemindeki bu falcı Kraliçe Elizabeth’e birçok işlerinde tavsiyelerde bulunmuştur. Bir gün falcı Dr. John Dee, Kraliçe Elizabeth'e İspanyol armadasının İngiltere'ye hücum etmesinin muhtemel olduğunu söylemiş, bunun üzerine armadanın yolunu kesmek üzere harp gemilerinin yapılması emredilmiştir.
AKLIN HİZMETÇİSİ
O tarihten bu yana el falı daima insanların araştırma isteğini tahrik edip durmuştur. Akıl ile el arasında, vücudun başka bir organı ile akıl arasında olduğundan daha fazla duyu sinirleri vardır. Bu sinirler nesiller boyunca o kadar büyük bir önem taşımıştır ki, el hareketli olsun hareketsiz olsun daima “insanın zihninden geçen herhangi bir düşüncenin en sadık hizmetçi sidir.” denilebilir.
1853 Yılında profesör Mesmer isminde bir bilim adamı parmaklarının ucunda ve el'in avuç içi çizgilerinde, belleğe bağlı sinirlerin uçlarının bulunduğunu ve bu uçların, bir insan yaşadıkça birtakım titreşimlerde bulunduğunu ispat etmiştir.
Demek ki, çizgiler bir insana mizacını, karakterini hatta sağlık durumunu ortaya sermektedirler. Bu bakımdan dünyada hiçbir insanın avucundaki çizgilerin neden başka bir insanın avucundaki çizgilere benzemediğini kolaylıkla anlamak mümkündür.
DOĞADA HİÇBİR ŞEY SEBEBSİZ DEĞİLDİR
Sir Thomas Browne, “Religoio Medici” isimli eserinde şunları yazmıştır:
“Yüzümüzdeki çizgilerden başka elimizde de birtakım esrarengiz çizgiler yardır. Bunların rastgele bir şekilde çizildiklerini zanetmiyorum. Zira onları çizen el hiçbir zaman bir şeyi sebepsiz yapmaz... Bundan başka, şuna da eminim ki, kendi elimde gördüğüm işaretleri ve çizgileri asla başka bir elde bulamayacağım.”
İnsanlar, yüz hatlarının mesela burnun, gözlerin yahut kulakların sınırlı birer şekli olduğu kabul edildiğine göre, eldeki çizgilerin de sınırlı bir şekilde olması gerektiğini kabul etmişlerdir.
Burnu anormal derecede iri olan bir insanın yüzüne baktığınız zaman “Bu adamda bir anormallik var” diye düşünürsünüz ve bu hususta haklı olabilirsiniz. Aynı şekilde mesela; bir kadının yahut bir erkeğin elinde akıl çizgisinin herkesin elinde olduğu gibi ufki olacak yerde birdenbire yukarıya doğru uzadığını görünce, haklı olarak: “Bu insanda bir anormallik var diye düşünebilirsiniz.”
HER ÇİZGİNİN ANLAMI VAR
Fakat el falında biraz daha ileri giderek böyle bir çizgisi olan bir insan hakkında “cinayet işlemeye eğirimi vardır” diye düşünebilirsiniz. Aynı zamanda el falı hakkında daha fazla bir bilginiz varsa “Bu insanın falanca tarihte bir cinayet işlemesi muhtemeldir” diyebilirsiniz.
Aynı şekilde bir insanın elindeki çizgilere bakarak ne kadar başarılı olup olamıyacağını anlıyabilirsiniz. Zira bir insanın hayatta başarılı olup olmaması kabiliyetlerine, eğilimlerine bağlıdır. En mütevazı ailede doğmuş olan bir bebeğin elinde net bir şekilde bir başarı çizgisi varsa, bu çocuk, ileride karşısına çıkan engeller ne olursa olsun, hepsini yener ve başarılı olur. Öğreniminin veya kültürünün az olması ona engel olmaz. Çocuk ne pahasına olursa olsun kişiliğini geliştirmek imkanını bulur.
KIRIK KÖPRÜYE GELMEDEN
Bilgi eksikliğini gerekiyorsa akşam kurslarına devam ederek tamamlar ve daha ilerideki yıllarda içindeki bu irade ve azim onu hayat mücadelesinden alıp ön plana geçirir. Böylece çocuk doğarken sahip olduğu yetenek sayesinde kendisini geliştirir.
Bir insanın elinde cinayet eğilimini gösteren çizgi nasıl daha çok küçük yaşta kendini belli ediyorsa, o insanın başarıya ulaşıp ulaşamayacağını ve yetenek sahibi olup olmayacağını gösteren çizgiler de daha küçük yaşta kendilerini belli ederler. Bu yetenekleriylede başarıyı sağlarlar.
Bir insan herhangi bir yerden geçerken karşısına yıkılmak üzere olan bir köprü gelirse, başka bir yola mı sapar yoksa köprünün tamir edilmesini mi bekler? Yoksa bu köprünün yıkılmak üzere olduğunu gördüğü ve bunun peşin işaretlerini hissettiği halde, buna önem vermeyerek yoluna mı devam eder?
Şüphesiz, akıllı bir insan bu son hareketi yapmaz. Bir insan elindeki çizgilerde hayat yolunda kendisini böyle bir şey bekliyorsa, bu işareti hesaba katarak zamanında tedbir alarak bu yıkık köprüye doğru kendisini yönelten eğilimlere gem vurabilir. Hatta gerekiyorsa bambaşka bir yol da seçebilir.
ÇİZGİLER BİRER “HABERCİ” DİR
Elinde cinayet işleyebilir işaretleri bulunan şahıs, belki de çocukluğunda gayet uslu bir çocuktu. Fakat henüz çocukluğunda elinin içindeki çizgilerden, iradesini kemiren zaafların işaretini okumasını bilmediği için daha o zaman ruhunda kötü bir tohum halinde gelen eğilimlerinin gelişmesine fırsat vermiştir. Aradan yıllar geçtikten sonra zavallı annesi, oğlunun işlediği cinayet yüzünden idam cezası ile cezalandırıldığı zaman büyük bir olasılıkla çocuğun elindeki o ‘kırık köprü’ işaretini görmemiş olduğu için vaktinde tedbir alamamış olduğunu aklına bile getirmemiştir.
Birçok durumda olduğu gibi, bu olay da bilgisizliğin bir neticesidir. Zamanında tedbir alınacak bir durumun olduğunu bilmemekten ileri gelmiştir. Bir genç kız evlenince, mesut olup olmadığını bilmek ister, elindeki çizgiler, ona hemen evlenmektense, bir müddet daha beklediği takdirde, daha mesut bir evlilik yapacağını işaret ediyorsa, bunu görüp ona göre hareket etmesi şüphesiz mesut olma şansını çok daha fazla arttırır.
ZAMANINDA TEDBİR ALMALI
Tabiat hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Herşey insanlığın en mükemmel seviyesine ulaşmasını temin edecek şekilde yaratılmıştır. Tabiatın bu planının işaretleri elimizdeki çizgilerde mevcuttur. Doğru bir şekilde bu çizgilere bakılırsa bir insan kendisini daha mükemmel bir hale getirmeye çalışabilir ve böylece kendi kendini tanıyarak en iyi kabiliyetlerini kullanmanın çarelerini bulabilir.


Bakla Falı

Kökeni Hindistan'a dayanan bir değişik çeşidi olan bakla falı, Avrupa’ya Çingeneler kanalıyla yayılmıştır.
Bakla falı çeşitli boyutlardaki bakla, fasulye vb. hububat türlerinin kurutulmuşları ve küçük, değişik ebatlarda renkli taşlarla bakılan, kökü çok eskilere dayanan bir faldır. Genellikle çingene kadınlarının baktıkları bakla falı, yaygınlık bakımından çok bilinen bir fal türü olma özelliğini de taşır.
Fala bakmak için yer, zaman, ortam önemli değildir. Her an her yerde bakılabilir ve çok fazla bir kuralı da yoktur.
Falın bakılacağı malzemeye dokunmak ve ardından da niyet tutmak ilk şartıdır. Fal malzemesine dokunan, falı bakılacak kişinin ruhsal enerjisi, parmaklardan ve avuçlardan bakla tanelerine geçer. Bu hal fal taneleri üzerinde manyetik bir alan oluşturur.
Falcı bu bakla tanelerini hafifçe atarak onların yere saçılmalarını sağlar. Bu saçılma esnasında taneler, alanın titreşim sınırları dahilinde bilgi simgelerine göre bir diziliş yaparlar. Bundan sonrası falcının tele kinetik gücüne dayanmaktadır. O sırada da etkin bir durumda olan bu güç, şahıs, tutulan niyet ya da niyetteki olay ve şahıs’lar adına ruhsal alemle bağlantıya geçerek, simgelerle baktıran kişinin zihni arasında telepatik bağlantıyı sağlayarak falı yorumlar. İşte bu esnada fal bakan kişinin yanlış kanala girmesi ile yorumlamada yanlış bilgi vermesi baktıran kişiye yanlış bilgi aktarılmasına sebep olabilir.
Bakla falı Çingeneler tarafından çok fazla ayağa düşürülmesi neticesinde de rasyonalistlerin dediği gibi basit bir iki tanenin insan yaşamını nasıl etkileyebileceği şüphesi, onu pek fazla itibar edilmeyen bir fal sınıfına sokmuştur. Yine de insanlar ara sıra eğlence olsun diye, bazen de zaman doldurmak açısından sıkça bakla falı baktırırlar.


Çay Falı

Çay falı, kahve falı ile oldukça büyük benzerlikler gösteren bir fal çeşididir. Bu falda da aynı kahve telvesi gibi, bardak veya fincan dibinde kalan çay artıklarının oluşturduğu semboller doğrultusunda yorumlanır. Tıpa tıp kahve falında olduğu şekilde, bardak veya fincan, bir tabak yardımı ile ters çevrilme şekli ile bakılır. Kahve falında uygulanan aynı işlemler ve şekiller bu fal için de geçerlidir.
Fakat çay falı, gerek halk arasında tutulmaması, gerek de bakılış yönünden insanlara çekici gelmemesi bakımından çok az kullanılan bir yöntemdir. Günümüzde pek çok kişi böyle bir falın varlığından bile haberdar değildir. Gene de arada sırada bazı yerlerde bakıldığı olmaktadır.

Domino Falı

Bu fala çift-düzden başlayan ve altı-altıya değin sıra teşkil eden standart bir domino takımı ve de geleneksel yorumlama ile bakılır. Domino taşlarının noktalı olan yüzleri alt tarafa getirilecek şekilde iyice karıştırılır. Fal bakmak için bunların içersinden bir adet taş çekilecektir. Kimi domino falcıları kendilerinden en uzakta olan taşı almakta ısrar ederler iken, kimileride ellerini şansın etkisel titreşimine bırakmayı seçerler. Ancak hepsinin birleştikleri bir kanıya göre bir insan domino falıyla sadece ayda bir defaya mahsus olarak geleceğini öğrenme imkanına sahiptir. Aksi halde cevaplar manasız kalacaktır.
Ayrı yeten, bir kişi bir seferden en az üç adet domino taşı ile sınırlı kalmalıdır. Ve bir adet domino taşı çekilerek yorum yapıldıktan sonra, noktalı olan tarafı alta getirilecek biçimde ötekilerle karıştırmalıdır ve ikinci çekiliş ondan sonra yapılmalıdır.
Şayet kişi aynı olan domino taşını ikinci defa çeker ise, bu ilk yapılan çekilişin bir onaylaması olarak yorumlanmalıdır. Bu biçimde aynı olan domino taşını iki defa çeken bir kimseye normal üç çekiş hakkının haricinde bir çekme hakkı daha tanınır.
Kimi domino falı meraklıları ise pazartesi ve cuma günleri fal bakımından negatif günler olarak yorumlarlar. Aslında böyle bir genelleme pek de önemli değildir, ancak bu yorumlamaya reel olarak inanmış olanlar açısından önemli bir mana taşımaktadır.
MİSTİK DOMİNO KAHİNİ:
Bir domino falının bakımı sırasında muhtemel olan kombinasyonların her bir tanesi için bir defaya mahsus olmak üzere, yirmi sekiz kareden oluşan bir tablo çizmelisiniz. Şayet domino taşlarınız yok ise bunu kullanabilirsiniz. Domino falına baktırılacak olan kişi gözlerini kapatmalıdır, bir kurşun kalem yardımı ile bu mistik olan domino kartınızda bulunan yirmi sekiz kareden birine dokunarak domino falına bakılmaya başlanır. Kişinin dokunduğu kare yukarıda verilen listeye göre yorumlanır. Gerçek dominolarla yapıldığı gibi bir defasında üç adet kareye dokunulur, bütün diğer konularla alakalı olarak da aynı kurallar geçerlidir.
Bu kurallara uyulmak suretiyle her ay domino falına baktıran bir kişiler içinde, tuttukları kayıtlar neticesine göre tutan kişiyle alakalı enteresan veriler elde edilmiştir.


Renk Falı

İnsanlar mutlaka ki birden çok renk severler. Fakat içlerinden bir tanesine diğerlerine nazaran biraz daha fazla sever ve tercih ederler. Bu durumda o kişinin asıl kişiliğini ortaya çıkartmaktadır. O kişinin doğası, sevdiği rengi tercih eder iken sahte davranmayacağından dolayıdır ki, seçilen renk de asıl kişilik özelliklerini ortaya koyacaktır. Aşağıda bazı renkler örnek olarak anlatılmıştır.
« BEYAZ »

Kadınlar: İlk renk olarak tercihi beyaz olan kadın, isteyerek veya istemeyerek olsun kalbinin saf ve temiz duygularla yüklü olduğunu ortaya koyuyor demektir. Nezaket kurallarına uyabilen, yumuşak beraberinde de alçakgönüllü biri olmanın yanında, asil olmak ve iyilikte onun meziyetleri arasında sayılabilir. Gösterişli ve gürültü patırtılı neşeli bir yaşam onun için hiç de cazip değildir. Evi onun her şeyi, başka insanlara yardım da hedefidir. Neşeli olabilir ancak genel olarak sakin ve sessiz bir yapıdadır. Yaratılış gereği düzeni olması, elinin her işe yatkın olması ve becerileri onun diğer yanlarıdır. İtinalı ve pozitif düşünce tarzı, onu zaman içinde sert ve acımasız birisi yapsa dahi adaletli ve doğru insan olması başkalarına karşı dürüst davranmasını sağlamaktadır.

Erkekler: Beyaz seven bir erkek ise asla korkak ve de çekingen bir yapıda olamaz. Tersine zalim ve soğukkanlı bile olabilirler. Heyecanını dışarı yansıtmayan, sabit ve sakin yapılı bir insan kimliği çizerler, onların yaşamında telaş olmadığı gibi bir de, düzenli, aşırı derecede titiz yapıdadırlar. Pratiğe önem verirler, güçlü bir hafızaları olması için ise hiç bir çaba göstermezler. Sabırlı, enerjik ve aşırı güven duygularına sahiptirler. Sağlam yapılı vücutları, sır dolu ikilemli de bir kişilikleri vardır.Bir de cömert ve kişilere yardımda atılgan olmak hiçbir zaman için çekinmezler.
« PEMBE »

Kadınlar: Ahenkli, neşeli kadınların rengidir pembe. Yürek kıpırtıları sanki uçar gibi olan, mutlu kişilerdir bunlar. Ancak, asla aşırılıkları, hafif davranışları yoktur. Gereken durumlarda ise ciddi, ağırbaşlı, sorumluluklarının bilincinde olabilirler. Hayatın, pek çok ağır konu ve gerçeklerden oluştuğunu bilirler ve sadece neşe için yaşamamayı öğrenmiş bir ruh halleri vardır. Utanma hisleri, çekingenliklerini saklamasını becerdikleri gibi, bunu çok nadir olarak dışa vururlar, coşku, ateşli olma, fırtınalar içersinde yaşamaktan oldukça çok uzaktırlar.

Erkekler: Pembe rengi tercih eden erkekler maddi anlamda, manevî anlamda yapıları çok güçlü olamayan kişilerdir. Onlarda cesaret, atılımcılık aramamalısınız. Yavaşlıkları onları uysal yapı sahibi yapmıştır, konuşmaları da bu doğrultudadır. Bitmek bilmeyen, devamlılık arz eden bir sinir, heyecan durumu içersindedirler. Alınganlık, hassasiyet durumları da bu sebeptendir. Ancak insanlara olan sevgisi en üst düzeydedir. Onlar için dost kazanma, çevrelerinkileri memnun etme en baş görevdir. Olayların beraberindeki tartışmaların dozu arttıkça oradan kaçmak açısından şayet bir yol bulamazsa, bu seferde her söylenileni yapması kaçınılmazdır. Ancak bütün bunları da yapar iken, kendilerinin tersine etrafın huzurunu daha çok düşünürle
« GRİ »

Kadınlar: Gri renk beceri ve sessizliğin adıdır, bu rengi seven kadınlar. İş hayatında iyi mesleklerde bulunur, başarılı olurlar. Başka insanlar tarafından itici, soğuk olarak isimlendirilseler de içlerinden sadece bir kısmı bu sınıfa girer. İçlerindekini dışa vuramadıklarından dolayı, böyle bir duygu uyandırırlar. Bu kişilere sorarsanız da duyguları olur olmaz dışa vurmak gereksiz, hoş değildir. Tarafsız davranmaktan hoşlanırlar, bundan da son derece gurur duyarlar. Kimileri ise duygularını içlerine hapsederler, ancak duygularını nasıl dile getirip, hayata geçireceklerini bilmezler. İyi bir uzman olurlar, her konuda. Ancak bu kendi tercih ettikleri konular olur ise. Ve o alanlarının dışında başka bir alana ilgi duymazlar. Düşünce yapılarında mükemmellik, zekalarıyla bütünleşir. Hane içinde sıradan bir ev kadını olmak hiç tarzları değildir. Buna neden de iş yaşamına girerler, burda bütün yetenek, yönlerini ortaya sererler.

Erkekler: Gri zeka seviyesi yüksek, işler durumda olan kuvvetli erkeklerin rengidir, gri. Ancak el becerilerinde yok denecek kadar azdır, en ufak bir el becerisi isteyen işi yapmak, bu kişiler için büyük başarı olarak nitelenir. Ancak bu işleri yapacak birileri vardır, onlar da buna çok güvenirler, bu onların onurunu biraz kırar ancak, kendileri yapmasın da! Zaten onlar beyin, zeka adamıdırlar, elbette yapacak bir işleri vardır. Bu konuda son derece güven duyarlar, bunda da çok haklıdırlar, kusur, yeteneklerini iyi bilirler.
« KIRMIZI »

Kadınlar: Kırmızı, tüm renklerin içinde en çok ilgi uyandıran bu rengi seven kadınlar, neşeli, yaşam dolu, hayattan zevk almasını bilen kariyer sahibi kişilerdir. Dengesizdirler de bazı zamanlar. Hemen heyecana kapılırlar, çabuk kızarlar, öfkelenirler. Amatörce de olsa dans etmekten, şarkı söylemekten hoşlanırlar, bundan zevk alabilirler. Asla somurtkan, durağan bir durumda olamazlar. Etrafları onlar açısından önemli değildir. Her kim ne düşünürse düşünsün umurlarında olmaz, kendi yaşamlarının arkasında durarak; Bu benim yaşantım, size ne oluyor der gibi bir ifade ile kendilerini anlatırlar.

Erkekler: Korkusu asla olmayan, cesur, sosyal olan bu kişiler, tam bir erkek sembolüdür. Onlara kabadayı bile dersek abartmamış oluruz. Tehlike sinyali onlar için günlük, olağan bir davranışlardandır. Gülmek istedikleri durumlarda bile tehlikeye girerek gülerler. Daima kendi bildikleri en doğru olduğu için, toplum adetleri onları asla ilgilendirmemektedir. Şaşırtıcı işler yapmak konusunda da üstlerine yoktur, küçük ya da büyük olmaları onların havai olmalarının önüne kesinlikle geçemez. Bu onların yaramazlıklarla dolu olan dünyalarının bir parçasıdır. Gene de onlar çevrelerinin rengi tanınır, gerek onlarla gerek de onlarsız bir çevre zor düşünülür diyebiliriz.
« MAVİ »

Kadınlar: Mavi rengi tercih eden kadınlar son derin duygulara sahiptirler. Bir şeye sevinmeye görsünler, onu abartma yolu ile en üst noktaya çıkarırlar, üzüntüleri de aynı bu biçimde gösterirler. Duygusal alanda da iniş, çıkışları ani, hızlı olur, tıpkı sevinç ve üzüntüde olduğu gibi, bir an neşeli iken hemen akabinde üzüntünün kollarına kendilerini atıverirler, bu duygu kontrolsüzlüğünden doğan ahenksizlik onları şaşkına çevirir. Kendilerini hiçbir an tam olarak anlayamadıklarından dolayı da hiçbir zaman kendilerinden emin değildirler. Ve her an; Bana neler oluyor böyle dediğini duyar gibi olursunuz. Daimi olarak korkuları vardır, her türlü telkin, tedavilere rağmen o korkuları ile yaşamayı tercih ederler. Korkunun temel kaynağı da kendisidir, o bunu bilerek korkar. Derin acı, yoğun düşünceler, onların sıklıkla dalıp gitmelerine neden olur. Çevrelerine karşı ise sevgi dolu, cömerttirler. Çevreleri onlar bakımından oldukça çok önemlidir, nedeni ise kendisinden kaynaklanan şikayetleri devamlı olarak çevresine aktararak teselli bulurlar. Bu hal kimseyi gücendirmez, tersine o kişinin samimi biri olduğuna inanırlar, ona saygı gösterirler.

Erkekler: Mavi rengi seven erkekler, kadınlarına nazaran çok daha sakin, daha dengeli olurlar. Çalışıp, yaşamlarını kazanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Onların iş hayatlarında fırtına estiren duygusal hislere de yer yoktur. Mavi rengi seven erkekler iş yaşamlarında duygularına duvar çekerler. Yöntemi değil, içlerinin sesini dinleyerek çalışmayı tercih ederler. Bu sebepten de yönteme dayanan işlerde başarı gösteremezler, ancak sisteme dayanmayan işlerde hep bir numaradırlar. Günlük hayatlarında değişiklikler yaşamak , onlar için olağan bir durumdur. Bu sebepten masa başı gibi durağanlık isteyen işler onlara göre değildir, aktive olmuş hallerini oturdukları yerden değil de, hareket halinde iken sergilemek isterler.
« SİYAH »

Kadınlar: Siyah renk seven,hüznün ve kederin kadınıdır. Yaşam serüvenleri hayal kırıklıkları ve aldanmalarla geçer. Çevreden yaşam dolu, neşeli görülseler de somurttukları günler boyunca hayalet gibi gezdikleri de olmaktadır. Aslında içteki gerçeklerin bir biçimde dışa vuruş şeklidir, nedeni ise o dışa vuran taraf, onların gerçek yüzleri olmasıdır. Bu kadınların kimi de sert ve soğuk olurlar. Siyah rengin parlak, gösterişli olanını seçen kadınlar ise, öbürlerine hiç benzemezler, neşeli, mutlu, huzurdan hoşlanan, keyif alan kişilerdir.

Erkekler: Siyah renk seven erkekler,düşünce özgürü ve düşünceli olanlardır aynı anda sert kişiliklidirler. Yaşamdan zevk almayı bilmezler, şayet böyle bir zevk alma olayı onlar için, günah sayılır, soğuk kalmayı tercih ederler. Ancak başkalarının yaşamı söz konusu olduğunda, karışmadan duramazlar, tepede olduklarında herkesin hayatını kontrol etmek gibi bir dürtüleri ortaya çıkar, durmadan öğüt verirler, bunu da iyi niyetle yaparlar ancak, çevreleri bunu asla anlayamaz, bu yüzden de negatiftirler, bu hayat, gelecek hayatların bir hazırlık dönemi niteliğindedir.