İlm-i ledun" Allah ın kalbinde hayır görerek seçtiği
ve bu ilmi öğrenmek isteyenlere öğrettiği özel bir ilimdir. Bu ilim, sadece
Hızır (A.S.) dan öğrenilir.
İlmi ledun gizli, saklı ilim mânâsına gelmektedir. Allah ın bilinen ve görünen
fizikî dünya ilmi dışında Allah ın batın ilmini de kapsayan çok özel bir
ilimdir. Bu ilmin sahibi olan kişiler, zaman kavramının dışında hareket edebilme
yeteneğine sahiptirler. Bu sebeple aynı anda bir çok yerde bulunabilir ve
kâinatın farklı yerlerinde gelişen olaylardan haberdar olabilirler. Aynı zamanda
Allah ın gök katlarında gezebilme yetkisine sahiptirler. Bu sayede Levhi Mahfuz
da bulunan kader hücrelerini ve sicciyn de bulunan kader hücrelerini
görebilirler. Her insanın doğduğu günden öldüğü güne kadarki zaman birimi
içerisinde yaşadıklarını kapsayan hayat filmleri, kader hücreleri içerisinde
bulunur. Kader hücrelerini görebilen ilmi ledun sahipleri diledikleri kişinin
geçmişini ve geleceğini, başına gelebilecek olayları, yaşadıklarını ve
yaşayacaklarını bilebilirler. Bu ilim Allah tan istenir ve geceleri kılınan uzun
teheccüd namazlarında Hızır (AS) tarafından öğretilir.
Hızır (A.S) yaşamını hâlâ sürdürmekte olan Allah ın çok büyük bir dostudur. İlmi
Ledun u öğrenmek isteyen ve bir peygamber olan Hz. Musa bile bu ilmi Hızır (A.S)
dan öğrenememiştir. Bununla ilgili Kehf Suresinin 65. âyet-i kerimesinde Hızır
(A.S) ile Hz. Musa arasında geçen yolculukla ilgili verilen bilgilerde Hızır
(A.S) ın bu ilmin sahibi olduğu açıkça belirtilmektedir.
18/KEHF-65: Fe vecedâ abden min ibâdinâ âteynâhu rahmeten min indinâ ve
allemnâhu min ledunnâ ilmâ(ilmen).
Böylece katımızdan, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledun (gizli) ilmimizden
öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
Allahû Teala nın Neml Suresinin 40. âyet-i kerimesinde kitaptan ilmi bulunan
kişi olarak bahsettiği ve Belkıs ın tahtını göz açıp kapamadan getiren kişi de
Hızır (A.S) dır. Hızır (A.S) burada tayyi mekânı kullanmıştır.
27/NEML-40: Kâlellezî indehu ilmun minel kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde
ileyke tarfuk(tarfuke), fe lemmâ reâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı
rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur(ekfuru), ve men şekere fe innemâ yeşkuru li
nefsih(nefsihî) ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm(kerîmun).
Kitaptan ilmi olan kişi (Hızır A.S): “Ben onu, sen gözünü açıp kapamadan önce
sana getiririm.” dedi. (Süleyman A.S) böylece onun yanında (önünde) durduğunu
görünce: “Bu Rabbimin bir fazlıdır (lütfudur), ben şükredecek miyim yoksa küfür
(nankörlük) mü edeceğim diye beni imtihan etmek için.” dedi. Ve kim şükrederse
sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse o taktirde muhakkak ki benim
Rabbim Ganî dir, Kerim dir.
Tayyi mekân, Allahû Tealâ nın velîlerine bahşettiği çok özel bir ihsandır.
İnsanlık tarihinden itibaren dünya üzerinde Allah ın güzelliklerini yaşayan
velîler her devirde var olmuştur, kıyâmete kadar da var olacaktır